10 Temmuz 2013 Çarşamba

Medeni Hukuk Gerçek Kişiler (Kişilik kazanımı, kısıntı halleri ve sona ermesi)


Gerçek Kişiler



$1.Kişiliğin Başlangıcı ve Sona Ermesi:
I)Kişiliğin Başlangıcı:
)Genel Olarak: Kişilik çocuğun sağ ve tam olarak doğduğu anda başlar (MK.mad.28)
1-Tam olarak doğmak: Doğumun ne zaman tamamlanmış olduğu konusunda kanunda bir işaret yoktur. Genel olarak çocuğun bütün organları ile birlikte ana rahminden ayrılmasını ifade eder.
2-Sağ olarak doğmak: Çocuğun kısa bir süre dahi olsa anadan bağımsız yaşamış olmasıdır. Bunu tespit tıp biliminin konusudur.
Medeni Kanunumuz kişiliğin kazanılması için tam ve sağ doğum dışında başka bir şart aramamıştır. Fransız Medeni Kanununda aranan yaşayabilme kabiliyeti bizde aranmamıştır. Tıbben hayatının devam etmesi olanak dışı bulunan çocuk doğduğunda kişilik kazanmış sayılacaktır. Ayrıca doğan yaratığın insan şeklinde olması da gerekli değildir kabul edilene göre insanı insan yapan bir insandan üremiş olmasıdır.Her doğumun bir ay içinde nüfus memurluğuna bildirilmesi gereklidir. Nüfus memuru bu doğumu nüfus siciline işler ve bir hüviyet cüzdanı verir.Çocuğun tam ve sağ olduğunu ispat yükü bunu iddia edenin üstündedir.
II)Ceninin Durumu:
Kişilik çocuğun tam ve sağ olarak doğması ile başlarsa geriye etkili olarak hüküm ifade eder. Çocuk sağ olarak doğmak şartıyla rahme düştüğü andan itibaren medeni haklardan yararlanır. Bu an ananın gebe kaldığı andır. Kanun cenin tam ve sağ doğmuş olarak bir hak süjesi olarak görmektedir. Özellikle cenin mirasçılık imkanı kanun tarafından korunur.(MK.mad28/2 ).Cenini vasiyetname ve miras sözleşmesi ile iradi mirasçı olarak atanması da mümkündür. Ayrıca ceninin sağ doğumdan önce uğradığı zararların tazmini istemi hakkı da vardır.
II)Kişiliğin Sona Ermesi:
Prensip olarak kişilik ölümle sona erer.Ayrıca ölüsü bulunmamakla beraber,hayatta olmadığı sanılan kimseler için çeşitli durumlara göre özel kurallar konulmuştur.Bunlar ölüm karinesi ve gaiplik kararıdır.
1)Ölüm
Ölüm hayatın sona ermesidir.Bu andan itibaren kişilik de sona erer bununla birlikte kişinin sahip olduğu şahıs varlığı hakları da sona erer mal varlığı hakları ise mirasçılara intikal eder.Ölün anının ne zaman olduğunu Medeni Kanun Tıp bilimine bırakmıştır.Tıp bu konuda iki yöntem kabul etmektedir.
a)Biyolojik Ölüm:Eski öğreti tarafından kabul edilen bu yöntemde genel olarak kalp atışlarının ve solunumun durması ile ölümün vuku bulduğu kabul edilir.Fakat tıbbın gelişimi ile bu iki unsurun yapay olarak sağlanabilmesi ile yeni bir yöntem ortaya çıkmıştır.Bu da beyinsel ölümdür.
b)Beyinsel Ölüm:Beyin hücrelerinin ölmemesi ile müdahalelerle insanın kan dolaşımı  ve solunumu sağlanabilir.Fakat bu hücrelerin ölümüyle bugünkü tıp teknolojisi ile insanı yaşatmak mümkün değildir.Bu da beyinsel ölümdür.Fakat ölüm anının kesin olarak tespitinde sorunlar yaşanabilir.Bey,n hücreleri kalbin ve solunumun durmasından sonra bir süre daha çalıştığı ifade edilir.Bu süre içinde hasta kurtarılmaya çalışılıp başarıya ulaşmamışsa ölüm anı beyinin fonksiyonunu yitirdiği an mı yoksa kalp ve solunumun durduğu an mı olduğu tartışmalıdır.(kitaba göre kalp ve solunumun durduğu an)
2)Ölüme Bağlanan Hukuki Sonuçlar:
Ölüm ile kişilik sona erer.Bu andan itibaren hak kazanılması ve borç altına girilmesi söz konusu olamaz.Şahsa bağlı haklar sona ererken mal varlığı hakları mirasçılara intikal eder.Şahsa bağlı hakların son bulması ile ölenin özel hayatına ve şerefine ilişkin koruma hakları gibi haklar onun adına dava edilemez..Ancak daha önce ölen tarafından açılmış bir dava mirasçılar tarafından takip edilebilir.
Ceset bir maddedir fakat hukuk alanında bir eşya olarak telakki etmez. Kişi hayatta iken ölüme bağlı tasarrufla cesedini tıp bilimi için yapılacak araştırmalara tahsis edebilir. Ölenin geride kalan yakınları da cesedi karşılıksız olarak tıbbi amaçlara hizmet için tıp kurumlarına bağışlayabilir. Aksine bir vasiyet yoksa kornea gibi ceset üzerinde herhangi bir değişiklik yapmayan dokular alınabilir. Fakat ölü sağlığında ölümünden sonra kendisinden organ veya doku alınmasına karşı olduğunu belitmişse organ veya doku alınamaz.
Kaza veya doğal afet sonucu ölmüş bir kişinin yanında kimseleri yoksa uzmanlar kurulu raporu ile vasiyet ve rıza aranmaksızın organ veya doku nakli yapılabilir.Cesedi tespit ve teşhis edilen kişinin öldüğü en geç on gün içinde nüfus memuruna bildirilir.
3)Ölüm Karinesi:
Bir kişinin öldüğü sonucuna ancak cesedinin bulunması ve cesedin o kişiye ait olduğunun belirlenmesiyle varılır.Fakat kimi olaylarda olayların içinde olanların ölümüne muhakkak nazariyle bakılır.Mesela bir uçağın havada infilak etmesiyle yolcular uçakla beraber parçalanır ve cesetleri bulunamaz.Bu gibi durumlar için M.K.mad 31 ölüm karinesi kabul etmektedir.Buna göre cesedi bulunamayan bir kimse ölümüne muhakkak nazariyle bakılmayı icap edecek ahval içinde kaybolmuş ise o kimse hakikaten ölmüş addolunur.Bu şekilde kaydına ölü geçen şahıs düşük bir ihtimal da olsa hayatta ise M.K.mad63’de yer alan hükme göre terekesini sebepsiz zenginleşmeye dayanarak geri alabilir ve ölüm kaydını sildirebilir.
Eğere ölüm kaydı verilen kişi evli ise ve eşi bu kayıttan sonra ikinci bir evlilik yapmış ise bu evliliğin akıbeti tartışmalıdır.Baskın görüş evliliğin ölüm karinesine dayanan ölüm kaydı ile değil ölüm ile sona erdiğinden hareketle ikinci evliliğin mutlak butlan nedeniyle geçersiz olacağını ve bu durumun savcı dahil her ilgili tarafından ileri sürülebileceğini savunmaktadır.

4)Gaiplik Kararı:
Bir kimse ölümüne mutlak nazariyle bakılacak durumda olmamakla beraber ölüm tehlikesi içinde kaybolmuşsa veya kendisinden uzun zamandır haber alınamıyorsa ve böyle bir kimsenin ölmüş olması ihtimali kuvvetli ise kanun o şahsın gaipliğine karar verilmesi ve böylece kişiliğin sona ermesine bağlanan sonuçların aynen olmasa bile uygulanması imkanını kabul etmiştir.(M.K mad32)
aa-Gaiplik kararı isteyebilmek için gerekli şartlar:
*Ortadan kaybolma kişinin yaşadığı çevreden kaybolarak hayatta olup olmadığının kesin olarak belirlenememesini ifade eder.M.K. iki şekilde gaiplik kararı istenebileceğini kabul eder.Ölüm tehlikesi içinde kaybolma ve çoktan beri kendisinden haber alınamama.
Ölüm tehlikesi kişinin muhakkak surette ölü olduğu anlamına gelemez zira ölüm muhakkak surette ise gaiplik kararına değil ölüm karinesine dayanılması söz konusu olur.Çoktan beri haber alınamama konusunda da gelecek haberin mutlaka kaybolanın gönderdiği bir haber olması gerekmez.Başkasından gelen haberlerde kaybolanın gaip olmadığını belirten haberler varsa söz konusu şahsın gaip olmadığını gösterir.
*Kaybolan kimsenin ölümü pek muhtemel olmalıdır.
Her ölüm tehlikesi içinde kaybolan için gaiplik kararı istenemez. Soyut olaydaki şartlar kaybolan kişinin ölümünü kuvvetli bir ihtimal dahilinde göstermeli,kaybolanın hala hayatta olduğunda şüpheler uyandırmalıdır.
Ölüm tehlikesi ortaya çıkmış bir olay şeklinde cereyan edebileceği gibi soyut olarak bir durumun niteliğinden de anlaşılabilir. Kaybolan kişinin bindiği geminin açık denizde fırtınada batması birinci yırtıcı hayvanların yaşadığı ıssız bir ormanda seyahat etmesi ikinci olaya örnek olabilir.
*Belirli süreler geçmiş olmalıdır:
Ölüm tehlikesi içinde kaybolma halinde gaiplik kararı istenebilmesi için tehlike anından itibaren bir yıl geçmesi gereklidir.Tehlike anı bir anda ise bu anın bitiminden itibaren bir yıl hesaplanır fakat bu tehlike anı bir süre devam ediyorsa mesela ıssız ormandaki seyahat 2 sene sürüyorsa bu sürenin bitiminden itibaren 1 yıl sonra gaiplik kararı istenebilir.Uzun süredir haber alınamama durumunda gaiplik kararı istenebilmesi için son alınan haberden itibaren 5 yıl geçmesi gerekmektedir.Son haber kaybolanın kesin olarak sağ olduğunu belirten haberdir.
bb-Gaiplik kararı istemeye yetkili olanlar:
M.K.31’e göre bu kimseler hakları ölüme muallak kimselerdir.Kaybolan kimsenin öldüğü tespit edilince bu ölüm dolayısıyla çeşitli haklar kazanacak olanlar veya haklarını ileri sürecek olan kimseler ölüme muallak kimselerdir.Bunların başında mirasçılar ve lehine vasiyet yapılan kişilerdir.M.K.mad 530’a göre hazineye de gaiplik kararı aldırmak için yetki tanımıştır.Alacaklıların ve eğer gaip kişi vesayet altında ise vasinin gaiplik kararı aldırıp aldıramayacakları tartışmalıdır.
cc-Gaiplik kararı vermeye yetkili ve görevli mahkeme:
M.K.mad 32 de düzenlenmiştir.Gaibin Türkiye’deki ikametgahı mahkemesidir.Yoksa nüfus sicilinde kayıtlı olduğu o da yoksa babasının kayıtlı olduğu mahkemedir.Bunlar da yoksa Milletlerarası özel hukuka göre Ankara,İstanbul yada İzmir mahkemelerinden birinde yapılır.Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
dd-Mahkemece uygulanacak usûl:
Kendisine başvurulan hakim gaip hakkında bilgisi olan kişileri yapacağı ilan ile mahkemeye davet eder.Aynı zamanda bu ilan kaybolan kişiye de eğer belirtilen sürede mahkemeye başvurmazsa kendisi hakkında gaiplik kararı çıkacağını bildirir.Gaiplik kararı talebi nizasız kaza olarak görülür.Bekleme süreci içinde gaip ortaya çıkarsa veya öldüğü tarih ortaya çıkarsa gaiplik talebi düşer.Gaiplik kararı verilmesinden sonra gaip ortaya çıkarsa bu kararın bir hükmü kalmaz.
ee-Gaiplik kararı ve sonuçları:
Yapılan ilan süresi içinde gaibin hayatta olduğu veya ölmüş olduğu hususunda bilgi veren çıkmazsa hakim gaiplik kararı verir.Gaiplik kararı nüfus idaresine bildirilir ve sicile gaiplik kararı düşülür.Böylece gaibin kişiliği sona erer.Normal olarak bir kişinin öldüğü iddia ediliyorsa,iddia sahibi bunu ispat etmekle yükümlüdür.Gaiplik kararı kişinin öldüğüne dair bir karine teşkil eder.Ancak ortada ispat edilmiş kesin bir ölüm söz konusu olmadığından hukuki sonuçlar gaibin ortaya çıkabileceği veya öldüğü tarihin saptanabileceği göz önünde tutularak düzenlenmiştir.Gaiplik kararı geriye etkili olarak hüküm ifade eder.Böylece kaybolan kişi ölüm tehlikesi yahut son haber gününden itibaren gaip olmuş sayılır ve hukuki sonuçlar bu andan itibaren doğar.
ff-Gaiplik kararının hükümsüzleşmesi:
Gaip ortaya çıkarsa veya hayatta olduğu anlaşılırsa ,gaiplik kararı hükümsüz hale gelir.Bu hususun tespitini,hakkında gaiplik kararı bulunan kimse veya herhangi bir ilgili,mahkemeden isteyebilir.Gaiplik kararının hükümsüzleşmesi ile kararın sonuçları ortadan kalkar.Mirasa el koymuş olanlar malları geri vermekle yükümlü olurlar.Gaibin ölümünün kesinleşmesi ile gaiplik kararı hükümsüzleşir.
b)Özel olarak:
Hayatta olup olmadığı bilinmeyen bir kimseye bir miras düşerse onun miras payı mahkeme tarafından resmen idare ettirilir.Esasen böyle bir kimsenin genel olarak malları için bir kayyım tayin edilmek gerekir. Hayatta olup olmadığı böyle bir kimsenin malları veya miras payı on yıldır mahkeme tarafından idare ediliyorsa veya böyle bir idare süresi on yılı bulmamakla beraber gaip 100 yaşına gelmişse genel olarak gaiplik kararı verilmesi için gerekli şartlar aranmaksızın böyle bir kimsenin gaipliğine Hazinenin talebi üzerine karar verilebilir.Bu talep hakkı yalnız Hazineye aittir. Talep üzerine mahkeme gerekli ilanı yapar;ilan süresi içinde gaip ortaya çıkarsa veya ölümü kesinleşirse sorun kalmaz.Herhangi bir bilgi alınmazsa ve gaibin mirasında hak sahibi olanlar da ortaya çıkmazsa gaibin malları hazineye intikal eder.Hazinenin teminat vermesi söz konusu olmaz.Fakat gaip sonradan ortaya çıkarsa veya asıl hak sahipleri belli olursa hazine el koyduğu malları onlara vermekle yükümlüdür.
III)Sağlığın ve Ölümün İspatı

1)Genel Kural: Bir kimsenin bir hak kazanması veya hakkını kullanması diğer bir şahsın hayatta olmasına veya ölmüş olmasına bağlı ise o kimse iddiasını ispat zorundadır.
2)İspat Kuralları:
a)M.K.mad 30’a göre doğum ve ölüm nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur.Binaenaleyh nüfus kaydına dayanan kimse başka bir şey ispat etmekle yükümlü değildir.Nüfus kaydının doğru olmadığı iddiasından olan taraf iddiasını ispatla yükümlüdür.
b)Nüfus kaydı yoksa bir kimsenin varlığını iddia eden bunu kanıtlamakla yükümlüdür.Bir kimsenin varlığı sabit ise artık onun ölmediğini ispat,varlığını iddia edene değil öldüğünü ispat bunu iddia edene düşer.
c)Hangisinin evvel veya sonra öldüğünü tayin mümkün olmaksızın ölenler aynı anda ölmüş sayılır.Buna birlikte ölüm karinesi adı verilir.Birlikte ölmüş sayılanlar birbirlerine mirasçı olamazlar.
d)Ölüm karinesine dayanarak nüfus siciline ölüm kaydı düşürülmüşse, artık ölümü iddia eden bu kaydı öne sürer, başka bir şeyi ispat zorunda değildir. Fakat nüfus siciline işlenmiş olmasa dahi bir şahıs hakkında ölüm karinesine dayanan kimse karine için aranan şartları, yani ölüme muhakkak nazariyle bakılmayı gerektiren olay içinde kaybolmayı ispat ederse sözü geçen şahsın öldüğünü ispat etmiş gibi ölümün sonuçlarına dayandırabilir. Karineyi çürütmek karşı tarafa düşer.
$2-Hak Ehliyeti:
I)Anlamı:Hak ehliyeti kişinin hak ve borçlara sahip olabilme ehliyetidir. Hak ehliyeti kişiye tanınan bir hak olmayıp hak sahibi olabilmenin bir şartıdır.Hak ehliyeti kişinin iradesinden ve davranışlarından bağımsız olarak kişi olma vasfı ile kazanmış olduğu bir ehliyettir.
II)Hak ehliyetinin Temel İlkeleri:
M.K.’nın 8. maddesi bütün insanların aynı hak ehliyetine sahip olduklarını ifade eder.Anlatılmak istenen her doğan insanın ,insan olarak,genel bir şekilde hak ehliyetine sahip olacağıdır.Buna “genellik ilkesi” adı verilir.Belirli imtiyazlı haklar kurularak bunların belirli kişilerce kazanılmasını sağlayacak tarzda hak ehliyeti açısından bir çeşitlemeye gitmek bu hükümle yasaklanmıştır;arzu edilen kişiler arası bir fırsat eşitliği yaratmaktır.Bu ilke eşitlik ilkesi olarak ifade edilir. $3-Fiil Ehliyeti:
Kavram:Fiil ehliyeti bir kimsenin iradi davranışla hukuki bir sonuç meydana getirebilmesini ifade eder.Bu sonuç davranışta bulunanın arzu ettiği ya da etmediği bir sonuç olabilir.Bu sonuç fiili yapanın hak iktisabı olabileceği gibi borç altına girebilmesi şeklinde de olur.Bu sebeple fiil ehliyeti kendi fiili ile hak kazanabilme ve yüküm altına girebilme ehliyeti olarak da tanımlanabilir.Şüphesiz ki bu haklarda ve borçlarda değişiklik yapabilmeyi,bunları devredebilmeyi veya sona erdirmeyi de kapsar.
Hak ehliyeti belirtildiği üzere bütün insanların genel ve eşit olarak hak ve borçlara sahip olabilme yeteneğini ifade eder.Kendi fiili ile hak kazanamayacak veya borç altına giremeyecek durumda olanlar kural olarak kanuni temsilcileri aracılığıyla veya bir takım olaylar sonucu hak kazanabilirler,borç altına girebilirler.Hak ehliyeti bu anlamda hak ve yükümlerin insana aidiyetini sağlar.Fiil ehliyeti ise insanın yaptığı fiilin hukuki sonucunun kendisine isnad edilebilmesini ifade eder.Fiil ehliyeti ancak bir fiil olduğu zaman aranır.Her insan doğumundan itibaren hak ehliyetine sahiptir.;buna karşılık kişinin hukuki fiillerine hukuki sonuç bağlanması kanun koyucu tarafından belirli şartlara bağlı tutulmuştur.Fiil ehliyetini düzenleyen kurallar emredici olduğundan aksi kararlaştırılamaz.
II)Fiil Ehliyetinin Çeşitli görünümleri:
1)Hukuka uygun fiillerde fiil ehliyeti:
Hukuka uygun fiiller sadece hukuki işlemler değildir.Hukuki işlem dışında hukuki işlem benzeri fiiller ve kendine hukuki sonuç bağlanmış fiili davranışlar da hukuka uygun davranışlardır.Hukuki işlem benzeri fiillerde hukuki sonucun doğması irade beyanına bağlı olmakla birlikte iradenin o sonuca yönelmesi gerekli değildir.
2-Hukuka Aykırı Fiiller Açısından Fiil Ehliyeti:
Hukuka aykırı fiillerde ya genel davranış kurallarına aykırı fiillerdir ve de haksız fiil adını alırlar ya da bir borca aykırılık tarzında ortaya çıkarlar.Bir kimsenin bu tarz fiillerin sonucuna katlanması o kimsenin fiili ile verdiği zararı tazmin etme sorumluluğu olarak ifade edilir.Fiil ehliyetinin bu görünüm tarzına sorumluluk ehliyeti denir.
III)Tam fiil Ehliyeti için gerekli şartlar:
M.K.10’ a göre tam fiil ehliyeti için ergin olma, ayırt etme gücüne sahip olma ve kısıtlı olmamak gerekir.
A)Temyiz Kudreti(ayırt etme gücü):M.K.13’e göre yaş küçüklüğü sebebiyle yahut akıl hastalığı veya akıl zayıflığı veya sarhoşluk ve bunlara benzer sebeplerden birisiyle makul surette hareket etme iktidarından mahrum olmayan her şahıs M.K.’ca mümeyyizdir.
Temyiz kudretinin anlamı makul surette hareket edebilmektir.Makul surette davranma bir yandan davranışın saiklerini ve sonuçlarını doğru olarak kavramayı diğer yandan böyle doğru bir kavrayışa uygun davranmayı kapsar.
Temyiz kudretinin ölçüleri:Temyiz kudreti akli faaliyetle bir durumu doğru olarak değerlendirebilme iktidarını gerekli kılar.Bu ise hiç şüphesiz kişinin bilinçli olmasını ifade eder.Kişi dış dünyanın gerçeklerini kavrayarak belirli bir durumda yapabileceği çeşitli davranışların sonuçlarını görebilecek şekilde akli faaliyette bulunamıyorsa makul surette hareket ettiği söylenemez.
Kişi bir karara varırken türlü saiklerin etkisindedir.Makul surette hareketin varlığını kabul için yapılan davranışın saiklerinin bilincinde olmak gerekir.
Makul surette hareket iktidarının varlığı için bilinçli bir irade teşekkülü ve kendi iradesine uygun davranabilme yeteneği de aranacaktır.Bu irade teşekkülünden maksat kişinin dışa aksedecek bir karar varmasıdır.Temyiz kudreti varlığı için sadece bu iradenin teşekkülü yetmez teşekkül eden iradeye uygun davranma iktidarı da aranır.Bunun için kişinin yabancı etkilere normal olarak karşı koyabilme yeteneği de aranır.İrade teşekkülü açısından karar verecek durumda olan kişi özellikle önemli ve karışık işlerde çoğu zaman gerekli bütün bilgilere sahip olmayabilir.Bu halde bunun noksanlığı temyiz kudretinin yokluğu anlamına gelmez.Kişi karar verebilmesi için ek bilgiler gerektiğini idrak edebiliyor bunu böylece değerlendirebiliyorsa temyiz kudretinin varlığı kabul edilir.
Makul surette davranmayı engelleyen sebepler ise:
a)Yaş küçüklüğü:İnsanlarda küçük yaşlarda makul surette davranabilme iktidarının bulunmaması şuur ve idrakin yavaş yavaş gelişmesi biyolojik bir unsurdur.Uygulamada olaydan olaya belirli bir davranışa ilişkin olarak kişinin temyiz kudreti saptanmalıdır.Temyiz kudreti nispi bir kavram olup her davranışın niteliği ve önemi ile çocuğun gelişme derecesine göre takdir etmek gerekir.Akıl Hastalığı:Akıl hastalığı makul surette hareket edebilme yeteneğini kaldırıyorsa temyiz kudretinin bulunmadığı kabul edilir.Akıl hastalıklarında her olayda temyiz kudretinin olup olmadığı saptanmalıdır.Sadece evlenmede temyiz kudretine bakılmadan geçersiz sayılır. Akıl zayıflığı:Akıl zayıflığı akli melekelerin yeterince gelişmemiş veya sonrada zayıflamış olmasını ifade eder.Akıl zayıflığı da ancak makul surette davranabilme yeteneğini kaldırıyorsa temyiz kudretinin yokluğu kabul edilir.Bu da her olayda incelenmesi gerekir.Sarhoşluk:Sarhoşluk alkollü içkinin zihin ve irade melekelerini etkilemesi geçici olarak kişinin bilincinde karışıklık meydana getirmesidir.Bu durum kişinin makul surette davranabilme yetisini kaldırıyorsa temyiz kudreti kişide yoktur.
Temyiz kudretinin nisbîliği:Genel olarak kabul edildiğine göre temyiz kudreti genel olarak nispi bir kavramdır.Bundan maksat temyiz kudretinin belirli bir kişi açısından genel olarak değil fakat belirli bir davranışa ilişkin olarak saptanabileceğidir.Bir kişi kolayca kavranabilecek bir davranışı hakkında temyiz kudretine sahip olarak telakki edilebilirken aynı kişi daha zor ve karışık bir ticaret işinde temyiz kudretine haiz olarak görülmeyebilir.Böylece ihtilaf konusu olan her davranış hakkında temyiz kudretinin varlığı veya yokluğu saptanmalıdır.Hakim bu konuda takdir hakkına sahiptir.Burada gözden uzak tutulmaması gereken bir husus temyiz kudretinin bulunup bulunmamasına karar vermenin o kişinin yaptığı somut davranışın makul olup olmaması ile ilgili olmayıp o kişinin o davranış için makul hareket etme yeteneğine sahip olup olmadığıdır.Kural olarak davranışta bulunulduğu an için temyiz kudretinin varlığı aranır.
İspat Yükü:Hukuki fiili icra edenin karine olarak temyiz kudretine sahip olduğu kabul edilir.Böyle olunca temyiz kudretinden yoksunluk ispat edilmesi gereken bir istisna teşkil eder.Böylece kural olarak temyiz kudretinin varlığı karine olarak kabul edildiği için bunun ispatına gerek yoktur;temyiz kudretinin yokluğunu iddia edenin ispat etmesi gerekir. Denebilir ki temyiz kudretini engelleyen bir sebebin varlığını yani yaş küçüklüğü akıl hastalığı akıl zayıflığı ve sarhoşluk gibi sebeplerin varlığını bunu iddia edenin ispatlaması gerekir.İstisnaen olayda temyiz kudretinin bulunduğunu ispat bu istisnai  durumu iddia edene düşer.Bu hale akıl hastalığı ve yaş küçüklüğünde rastlanır.
B)Reşit olmak:Reşit kanunun öngördüğü rüşt yaşına erişmiş ya da kanunun öngördüğü başka bir yolla reşit durumuna getirilmiş kimselerdir.Reşit olmanın normal yolu rüşt yaşına erişmektir.Bunun yanında kanun evlenme veya mahkeme kararı ile reşit olma imkanı da vermiştir.

1-Normal Rüşt:M.K.11’e göre rüşt 18 yaşın ikmali ile başlar.Gerekli yaşı doldurmadan önce küçük olarak vasıflandırılan kişi rüşt aşına erişmekle kendiliğinden herhangi başka bir işleme gerek kalmadan reşit olur.
2-Evlenme sonucu reşit olma:M.K11 2.fıkraya göre evlenme kişiyi reşit kılar.Evlenme yaşı rüşt yaşının altındadır.(erkek 17,kadın 15)kanuni temsilcinin rızası alınarak evlenilebilir.Rüşt evlendirme memuru önünde evlenme merasimi tamamlanmakla kazanılır.Evlenmenin geçerli olmaması rüştün kazanılmasına engel olmaz.
3-Kazai Rüşt:M.K.12’ye göre bazı şartlarla 18 yaş dolmadan bir küçüğün mahkeme kararı ile reşit kılınması kabul edilmiştir.
a)Aranan Şartlar:
aa)15 yaşını tamamlamış olması:Bir küçüğün reşit kılınması için 15 yaşını tamamlamış olması gerekir.
bb)Küçüğün rızasının alınmış olması gerekir:Reşit olmayı isteyen küçük artık kanunun fiil ehliyetsizliğini koruyan hükümlerinden yararlanamayacaktır.Ayrıca ana babasının bakım gözetim gibi görevlerinden de yararlanması son bulacaktır.
cc)Küçük velayet altında ise ana babasının muvaffakiyetinin alınmış olması: Küçük bu muvaffakiyet olmadan rüştü kazanamaz.
dd)Küçük vesayet altında ise vasinin dinlenmiş olması:Küçük vesayet altında ise vasi dinlenir.Vasinin muvaffakiyeti aranmaz;sadece görüş sorulur.Vasi dinlenmeden rüşt kararı verilmiş olsa daki görüşünün alınmamış olması mahkeme kararını değiştirmez.
ee)Rüşt kararının küçüğün menfaatine uygun olması:Hükümde hakimin takdir yetkisini hangi çerçevede kullanacağı belirli olmasa bile doktrinde hakimin takdir yetkisini kullanırken çocuğun küçüklükten kurtarılırken onun yarının gözetilmesi esas kılınmıştır.
b)Karar ve etkisi:Kazai rüşte karar verme bir nizasız kaza işlemidir.Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.Kararla birlikte küçük rüştün tüm hukuki sonuçlarından yararlanır.Velayet ve vesayet son bulur.
C)Kısıtlı Olmamak:
Reşit bir kimsenin kısıtlanması onun hacrine karar verilmesi ile olur.M.K.mad355-358 hacir sebeplerini düzenlemiştir.
1-Hacir sebepleri:Hacir kararı kişisel özgürlükler için ağır sonuçlar doğurabilecek bir karar olduğundan ancak kanunda sınırlı sayılan sebeplerin varlığı sonucu olabilir.Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı;israf ayyaşlık suihal suiidare hapis mecburi hacir sebebi iken;ihtiyarlık maluliyet veya tecrübesizlik ilgilinin arzusuna bağlı hacir sebepleridir.
a)Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı:
Akıl hastası veya aklı zayıf olan şahsın işlerini görmekten aciz olması veya daimi yardıma ve bakıma ihtiyacı bulunması veya başkasının emniyetini tehdit etmesi gerekir.Akıl hastalığı veya akıl zayıflığının hacir kararı alınmasına sebebiyet vermesi için süreklilik arz etmesi gerekir.
b)İsraf,ayyaşlık,suihal,suiidare:İsraf gelir tarzına uygun düşmeyecek tarzda düşüncesizce tüketimde bulunma eğilimini;ayyaşlık içki düşkünlüğünün iptila haline gelmesini;suihal ahlaka aykırı bir yaşayız tarzını;suiidare bir kimsenin bilgisizliği veya aczi yüzünden iktisadi varlığını tehlikeye düşürecek şekilde davranmasını ifade eder.Bu hallerin de hacir sebebi olması ,o kimsenin kendisini veya ailesini zarurette bırakması yahut daimi yardım ve bakımı gerektirmesi veya başkasının emniyetini tehdit etmeye bağlıdır.
c)Bir sene veya daha fazla hapis cezasına çarptırılmak:Bu halde hükmü icraya memur daire mahkumun cezasını görmeye başladığı sulh mahkemesine haber vermekle yükümlüdür.Sulh mahkemesi de bunun üstüne hacir kararı verecektir.
d)İlgilinin talebi:İhtiyarlığı maluliyeti veya tecrübesizliği sebebiyle işlerini gereği gibi görmekten aciz olan bir kimse kendi talebi üzerine hacredilir.Burada ilgilinin talebi yapmak için temyiz kudretine sahip olması gereklidir.İsteğe bağlı hacir kararı verirken şartların olup olmadığı diğer sebeplerle verilen hacir kararına göre daha az sıkı değerlendirilir.Kişinin işlerini yürütemediğine ilişkin bir kanı doğuracak ispatı yeterli olacaktır.
2-Hacrin Etkisi:Hacir kararı ilgili kişi için yeni bir hukuki statü yaratan bir işlemdir.Geniş olarak hacir rüştün ortadan kalkması ve fiil ehliyetinin yetkili makam tarafından geri alınması olarak tanımlanabilir.Diğer bir yönüyle de ilgilinin 3.bir şahsın koruması altına alınması sonucu doğurur.
3-Müşavir tayini:Hacirden farklı olarak müşavir tayini bir kimsenin ehliyetini genel olarak kısıtlamaz ancak bazı işlerde müşavirin reyini alma mecburiyetini yükler;yani ehliyete bu konularda tahdit koymuş olur.İki çeşit müşavirlik var oy müşavirliği ve idare müşavirliği (kitap sayfa 56)
IV)Tam ehliyet şartlarındaki eksikliklerin etkisi:
1-Temyiz kudretinin bulunmaması:Bir kimsenin temyiz kudretinin bulunmaması o kişiyi tam ehliyetsiz kılar.İleri derecede olmayan akıl hastası kişilerin bu konuda veya devrede temyiz kudretine sahip,diğer bir konuda veya devrede ise gayrı mümeyyiz sayılmaları mümkündür.
2-Reşit olmayanlar:Reşit olmayanlara küçük denilir.Bunların kanuni temsilcileri vardır.Kanuni temsilciler esas olarak velayeti haiz ana babadır.Kanuni temsilci küçüğü temsil etme yetkisine sahiptir.Fakat kanuni temsilci “küçüğün mallarını bağışlayamayacağı veya vakfedemeyeceği gibi onun hesabına kefalet de yapamaz.Keza kanuni temsilci mümeyyiz küçüğün şahsen kullanılacak haklarını da kullanamaz..Bunların sınırlı ehliyetsiz oldukları ifade edilir.
3-Mahcurlar:Bunlar reşit olmalarına rağmen hacredildikleri için küçük statüsüne yakın bir konumdadırlar.Ya velayet ya vesayet altına konmuşturlar.Veli veya vasi mahcurun kanuni temsilcileridir.Mahcur temyiz kudretine sahip olmadığı takdirde tam ehliyetsizdir.Mümeyyiz mahcurlar ise mümeyyiz küçükler gibi sınırlı ehliyetlidirler.
4-Kendisine müşavir tayin edilenler:Kendilerine müşavir tayin edilenlerin durumu mümeyyiz mahcurların durumuna benzemekle beraber iki açıdan farklıdırlar.Birincisi mümeyyiz mahcurların fiil ehliyetini kaybetmelerine rağmen kendisine müşavir tayin edilenler bu fiil ehliyetlerini korumaktadır.Oy müşavirliğinde kendisine müşavir tayin edilen kişi işlemleri bizzat yapmalı fakat ayrıca müşavirin oyunu  almalıdır.İdare müşavirliğinde ise müşavir malvarlığını idare hususunda kanuni bir temsil yetkisini haizdir.Kendisine müşavir tayin edilen bir kişi mallarının gelirinde istediği gibi tasarruf edebilir. Ayrılan ikinci nokta ise kısıtlanma ile birlikte şahsi yardım ile ilgili bazı önlemlerde alınırken müşavir tayininde bu tip önlemlerin daha dar olmasıdır.Sonuç olarak kendisine müşavir tayin edilen kimseler aslında fiil ehliyetine sahiptirler,fakat kanunda belirlenmiş olan bazı hallerde fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır.Bu yüzden bunlara sınırlı ehliyetli denmektedir.
V)Ehliyet açısından kişilerin sınırlandırılması: a)Tam ehliyetliler:Mümeyyiz ve reşit olup da mahcur olmayan kişilerdir.Bunların fiil ehliyetleri tamdır.Kendi fiilleri ile hak kazanabilir ve borç altına girebilirler.Tam ehliyetliler verdikleri her zarardan mesuldür.
b)Tam ehliyetsizler:
1-Genel olarak:Gayrimümeyyizler tam ehliyetsizler grubuna girer.Böylece prensip olarak temyiz kudreti bulunmayan kişilerin fiilleri ve özellikle yaptıkları hukuki işlemleri geçersiz  olduğu gibi temyiz kudretine sahip bulunmayanlar haksız fiillerinden ve borca aykırı davranıştan sorumlu tutulmazlar.
2-İşlem ehliyeti açısından tam ehliyetsizlerin durumu:
a)Tam ehliyetsizlerin işlemlerinin hükümsüzlüğü kuralı:Bir kimsenin temyiz kudreti olmadan yaptığı hukuki işlemler batıldır.Bir miras hakkının kazanılması sadece ölüme bağlı olduğundan temyiz kudretinin varlığı gerekmez.Temyiz kudreti olmayan bir kişi yararına iş yapılması halinde vekaletsiz iş görmeden dolayı doğan bütün sonuçlar geçerliliğini korur.Tam ehliyetsizler sebepsiz zenginleşmeden dolayı da sorumlu olurlar.
Hukuki işlem hazır kimseler arasında yapılıyorsa temyiz kudreti bu anda bulunmalıdır.Yöneltilmesi gereken bir irade beyanı bulunup da beyan hazır olmayan bir kişiye yöneltiliyorsa temyiz kudreti beyanın yapıldığı anda bulunmalıdır.Beyan gönderildikten sonra temyiz kudretinin kaybolması beyanın hukuki sonuç doğurmasına engel teşkil etmez;beyan yapılırken temyiz kudretinden yoksun kişinin sonradan temyiz kudretinin kazanması geçersiz beyanı geçerli kılmaz.
Tam ehliyetsizin yaptığı hukuki işlem kendiliğinden kesin olarak hükümsüzdür.Herkes tarafından ileri sürülebilir.Dava açmaya gerek olmadığı gibi beyana da ihtiyaç yoktur.Hakim işlemin hükümsüz olduğunu re’sen nazara almak zorundadır.Bir sürenin geçmesi ya da geçici olarak kaybedilen temyiz kudretinin geri kazanılması yahut kanuni temsilcinin onayı ,ile işlem geçerli olmaz,istenirse işlem geçerli olarak yeniden yapılır.
Hükümsüz işleme  dayanılarak bir edim gerçekleşmişse edimin geri verilmesi duruma göre istihkak talebi ya da sebepsiz zenginleşme talebi ile sağlanabilir.Tam ehliyetsizin devretmek istediği hakkı karşı taraf kazanamaz.
Temyiz kudreti bulunmayanla muameleye girişen karşı tarafın da iyiniyetli olması işlemi hükümsüzlükten kurtarmaz.İyiniyetli mümeyyiz gayrı mümeyyizden bir hak kazandığını zannediyorsa ancak kazandırıcı zamanaşımından yararlanabilir.
b)Kesin Hükümsüzlük kuralının istisnaları:
aa-İradeden bağımsız doğan hukuki sonuçlar:Hukuk düzeninin kişinin sadece fiilinin dışa akseden sonucuna hukuki sonuç bağladığı hallerde tam ehliyetsizin böyle bir fiili davranışı hukuki sonuç doğurur.(Örnek: temyiz kudretinden yoksun kişinin bir yerde oturması orayı onun ikametgahı kılar.)
bb-Gayrimümeyyizin yaptığı evlilik:Temyiz kudretinden yoksun kişinin yaptığı evlilik batıl ise butlan kararı verilinceye kadar geçerli bir evlenmenin hükümleri doğar.Butlanı hakim re’sen nazara alamaz.Evlenirken mümeyyiz olmayan kişi sonradan kazanırsa her ilgili veya savcı butlan davası açamaz.
cc-Gayrimümeyyizin ölüme bağlı tasarrufları:Temyiz kudreti bulunmadan yapılan bir ölüme bağlı tasarruf da kendiliğinden hükümsüz olmaz.İptal davası açılması ve mahkemeden iptal kararı alınması gerekir.
dd-Hükümsüzlüğün ileri sunulmasının hakkın kötüye kullanılmasını teşkil etmesi: gayrimümeyyiz kişinin yaptığı hukuki işlemin butlanının ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ediyorsa söz konusu işlem geçerli gibi hüküm doğurur.(Piyango bileti satın alımı)

c)Tam ehliyetsizin temsil edilmesi:
aa-Genel olarak:Tam ehliyetsiz adına hukuki işlemleri kanuni temsilcisi yapar.Başa b,ir deyişle mümeyyiz olmayan kişi onun adına davranan kanuni temsilcisi aracılığı ile hak kazanır ya da borç altına girer.Temsilci gayrimümeyyizin malını bağışlayamaz vakfedemez ve onun adına kefil olamaz.
bb-Şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar:Kural olarak şahsa sıkı sıkıya bağlı hakların bizzat şahıs tarafından kullanılması gerektiği ve bu nedenle de kanuni temsilci tarafından kullanılmasının mümkün olmayacağı ifade edilir.Ancak bu tip haklar ikiye ayrılır mutlak haklar kanuni temsilci tarafından kullanılamaz fakat nisbi anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar mümeyyiz olmayanının menfaatleri açısından kullanılabilir.Mutlak anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklara örnek evlenme,nişanlanma,evlat edinme gibi;nisbi anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar ise kişilik haklarının korunması adın korunmasını isteme gibi haklar gösterilebilir.
3-Sorumluluk ehliyeti açısından tam ehliyetsizlerin hukuki durumu:
a)Genel olarak:Temyiz kudreti bulunmayanlar genel olarak haksız fiillerden sorumlu değillerdir.Zira kural olarak haksız fiil sorumluluğu kusura dayanır.Halbuki temyiz kudreti olmayan kişinin kusuru söz konusu olmaz.Temyiz kudreti bulunmayanın davranışı B.K.44’e göre müterafik kusur olarak da nazara alınmaz.Buna karşılık kusura dayanmayan haksız fiil sorumluluğu tam ehliyetsizler için de vardır.Bu sorumluluk hallerinde objektif olarak hukuka aykırı bir fiille zarar verilmesi yeterli görülmekte fiili yapanın kusuru bir sorumluluk şartı olarak aranmamaktadır.
b)Hakkaniyet Sorumluluğu:B.K. kusura dayanan sorumluluk hallerinde dahi hakkaniyet gerektiriyorsa hakime temyiz kudretine sahip olmayan kimseyi hukuka aykırı fiili verdiği zararın tamamen ya da kısmen tazminine mahkum edebilme imkanı verir.Örnek olarak zengin bir akıl hastasının kendisine bakan kimseyi öldürmesi halinde hakim hakkaniyet gereği akıl hastasını tazminat ödemeye mahkum edebilir.Tam ehliyetsizler manevi zarara sebebiyet verdikleri hallerde hakkaniyet sorumluluğu gereğince bu zararı tazmin yükümü altındadır.
c)Geçici olarak temyiz kudretini kaybedenlerin durumu:
B.K.54.maddenin 2.fıkrası ise kendi kusuru ile geçici olarak temyiz kudretinden mahrum kalanların bu halde iken işledikleri haksız fiillerden sorumlu olacağı belirtilmiştir.
“Bir kimse temyiz kudretini geçici olarak kaybetmiş ve bu halde iken bir zarar ika etmiş ise bu hale kendi kusuru olmadan konulduğunu ispat etmedikçe zararı tazminle mükelleftir.”
d)Borca aykırı davranışlar:
Borca aykırı davranışlara gelince temyiz kudreti bulunmayanlar da kendilerinin temyiz kudreti varken yüklendikleri borçlar veya kanuni temsilcilerinin yaptığı işlemlerden doğan borçlardan ve kanundan doğan borçlardan kendi malvarlıkları ile sorumludur,yani bu borcun cebri icrasına katlanmak zorundadırlar.Fakat tam ehliyetsiz borsun ifasının imkansızlaşmasından veya borca aykırı başka bir davranıştan doğan zararı tazminle mükellef değildir.Kusursuzluğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.
c)Sınırlı ehliyetsizler:
Sınırlı ehliyetsizler temyiz kudretine sahip olan küçükler ya da temyiz kudretine sahip mahcurlardır.Bunlar ehliyetsizdirler fakat bazı durumlarda ehliyetsizlikleri sınırlandırılmıştır.Sınırlı ehliyetsizlerin durumu M.K.mad. 16’da “mümeyyiz bulunan küçükler ile mahcurlar kanuni mümessillerinin rızası olmadan bizzat kendi tasarrufları ile iltizam edemezler.İvazsız iktisapta ve şahsa merbut hakları kullanmakta bu rızaya muhtaç değillerdir.Haksız fiillerinden mütevellit zarardan mes’uldurlar.
Sınırlı ehliyetsizler için kanun tarafından temsilciler öngörülmüştür.Küçükler için velayet müessesesi kısıtlılar için de vesayet müessesesi kanunda düzenlenmiştir.İstisnaen kısıtlanmış bir kişi de velayet altına alınabildiği gibi velayet altında bulunmayan küçük de vesayet altına konulabilir.
1-Hukuki İşlem ehliyeti açısından sınırlı ehliyetsizlerin durumu:
a)Kanuni temsilcinin rızasına bağlı işlemler:
M.K.mad.16 sınırlı ehliyetsizlerin kanuni temsilcilerinin rızası olmadan kendi tasarrufları ile borç altına giremeyeceklerini ifade eder.Hüküm sınırlı ehliyetsizi korumak amacını gütmekte sınırlı ehliyetsizin kendi fiili ile borç altına girmesinin geçerliliğini kanuni temsilcinin iradesine bırakmaktadır.Hükmün kapsamına borçlandırıcı işlemlerle birlikte tasarruf işlemleri de girer.Bu açıdan bakılınca vesayet altındaki sınırlı ehliyetsizler M.K.392’deki düzenlenen yasaklar saklı kalmak kaydıyla kanuni temsilcinin rızasını alarak tam ehliyetlilerin yapabilecekleri tüm işlemleri yapabilirler.M.K.16/2’de belirtilen istisnalarda ise bu rızayı almadan da işlem yapabilirler.
M.K.Velayet altındaki mümeyyiz küçük ve vesayet altındaki mümeyyiz mahcurların yaptıkları işlemlerde kanuni temsilcinin rızasının alınması şartını aynı esaslara tabi kılmıştır.
Sınırlı ehliyetsizlerin davaya taraf olabilmesi için de kanuni temsilcilerinin rızası şarttır.Sınırlı ehliyetsiz kanuni temsilciden izin almaksızın dava açarsa  M.K gereği kanuni temsilciye iradesini açıklaması için süre tanır.Bu süre içinde icazet verilmezse dava  reddedilir.
Velayet hakkına sahip ana ve baba rızayı birlikte vermelidir.Ancak ihtilaf halinde babanın oyu üstündür.Velayet hakkına ana ve babadan biri sahipse onun rızası yeterlidir.
Kanuni temsilcinin rızası işlem yapılmadan verilirse izin yapıldıktan sonra verilirse icazet o sırada verilirse işleme katılma adını alır.Bunlar hukuki işlemi geçerli kılan tamamlayıcı unsurlardır.Rıza bir defa verilince geri alınması mümkün değildir.Ancak işlem tamamlanıncaya kadarki süre içinde geri almak mümkündür.
İşlemi yaptıktan sonra kanuni temsilci iradesini henüz açıklamadan sınırlı ehliyetsiz tam fiil ehliyetini kazanırsa işleme kendisi icazet verebilir.Bu icazet olmaksızın işlem kendiliğinden geçerli hale gelmez.
Kanuni temsilci rızasını şahsen vermelidir.Kanunen kendisine verilmiş bu yetkiyi takdir imkanı tanıyarak bir temsili vasıtasıyla kullanamaz.Kanuni temsilcinin rızası açık olarak verilebileceği gibi örtülü olarak da verilebilir.Rızanın verilmesi herhangi, bir şekle bağlı değildir.Yapılan işlemin geçerliliği bir şekle bağlı olsa da rıza şekle bağlı olmadan da verilebilir.
Kanuni temsilcinin rıza açıklamasından hangi işlem ya da hangi işlemlere izin veya icazet verdiği anlaşılmalıdır.Sınırlı ehliyetsizin yaptığı veya yapacağı bütün işlemlere rıza verildiğine ilişkin bir beyan geçerli değildir.Bir işlem için verilen rıza sadece işlemin yapılması için verilmiş olmaz;doğan hukuki ilişkinin tasfiyesi için gerekli bütün işlemler için verilmiş telakki edilir.İzin alınmadan yapılan işlemin hüküm ifade edebilmesi kanuni temsilcinin icazet vermesine bağlıdır.İcazet verilip verilmeyeceği bilinmeyen devrede işlem askıda hükümsüzdür ve hakim bu askıda hükümsüzlüğü re’sen nazara almak zorundadır.Daha önce veya tanına süre içinde  kanuni temsilci icazet verirse hukuki işlem baştan itibaren hüküm ifade eder.
Kanuni temsilci icazet vermeyeceğini baştan ifade eder veya tanınan sürede icazet vermezse işlem kesin olarak hükümsüzdür.Taraflar almış oldukları şeyleri geri vermek ile mükelleftirler.Geri verme duruma göre istihkak talebi veya sebepsiz zenginleşme talebi ile olur.Sınırlı ehliyetsiz kendini tam ehliyetli gibi göstermişse karşı tarafın olumsuz zararlarını (sözleşmeye güvenden doğan zararlarını) tazmine mecburdur.
Hacir kararını ilanından önce mümeyyiz mahcurla işlem yapan iyiniyetli tarafa karşı hacir öne sürülemez;bu halde işlem geçerlidir.Mümeyyiz küçük ve mümeyyiz mahcurda asıl olan ehliyetsizliktir.Bu yüzden ehliyet noksanının rıza ile giderildiğinin ispat yükü bunu iddia eden kişidedir.
b)Sınırlı ehliyetsizlerin kanuni temsilcilerinin rızasın alamadan yapabileceği işlemler
M.K.mad.16/2’de belirtildiği üzere  mümeyyiz küçük ve mahcurlar şahsen kullanılacak hakları kanuni temsilcilerinin rızasını almadan kullanabilirler ve karşılıksız kazanmada bulunabilirler.Bundan başka M.K’ da bulunan diğer hükümlerle de sınırlı ehliyetsizlerin ehliyeti bazı durumlarda genişletilmiştir.
aa-Şahsen kullanılacak haklar:Bu hakların kullanılmasında karar verme yetkisi kişidedir.İster idari ister kanuni temsilciye bu yetkinin kullanılması bırakılamaz.Sınırlı ehliyetsiz şahsa sıkı sıkıya bağlı haklara ilişkin olarak dava yetkisine de sahiptir.
Sonuç olarak sınırlı ehliyetsizin malvarlığını azaltmayan veya önemsiz derecede etkileyen hakların kullanılması kendisine aitken (manevi tazminat isteme) malvarlığında azaltma yapabilecek hakların kullanılmasında kanuni temsilcinin de işleme katılması gerekir. (manevi tazminat davasında davalı olma hali).Gene bu bağlamda mali sonuçları olması itibariyle boşanma davası sonucu açılan nafaka davasında veya mali sonuçlu babalık davasında kanuni temsilcinin katılımı gerekir.

bb-Karşılıksız kazanmalar:Sınırlı ehliyetsizler tıpkı tam ehliyetliler gibi karşılıksız kazanmada bulunabilirler. Sınırlı ehliyetsiz açısından iktisadi bakımdan büyük yararlar sağlayacak bir işlem kendisi için bir yüküm doğuracaksa işlemin tamamlanması için kanuni temsilcinin rızası alınması şarttır.Buna karşılık sınırlı ehliyetsiz kendisi için yüküm doğurmayan haklarını korumaya yönelik her türlü irade beyanında bulunabilir (ariyetin iadesi) kendisini borç altına sokmayan veya bir hakkın kaybına yol açmayan irade beyanlarını kabul edebilir veya kendisini borç altına sokmayacak veya hakkın kaybına yol açmayacak sözleşmeler yapabilir.Ancak bu halde B.K.236/2 hükmü göz önünden uzak tutulmamalıdır.Buna göre kanuni temsilcinin sınırlı ehliyetsizi kendisine yapılan bağışlamadan men etmek veya verilmiş şeyin geri verilmesini emretmek yetkisi vardır.Bu yetki kullanılırsa bağışlama hükümsüzleşir.Sınırlı ehliyetsiz bir miras sözleşmesinde ölüme bağlı tasarruftan yararlanan taraf olabilir.Karşılıksız kazanmaları sınırlı ehliyetsiz kendisi yapabilmekle birlikte kanuni temsilcisi de bunları onun adına yapabilir.

cc-Sınırlı ehliyetsizin temsilci olabilmesi:
Medeni kanunda açık bir hüküm olmamasına rağmen doktrinde mümeyyiz küçükler ve mümeyyiz mahcurların kendilerine verilen temsil yetkisini kullanabilecekleri ve rızai temsilci sıfatıyla temsil olunan adına işlem yapabilecekleri kabul edilmektedir.
dd-Ehliyetin genişlediği durumlar:
1-Kendisine sulh mahkemesi tarafından bir meslek veya sanatla uğraşmasına açıkça ya da zımnen izin verilen vesayet altındaki kimse  bu sanat ve mesleğin gerektirdiği her türlü fiili yapabilir ve borçlandırıcı fiilinden kendi malvarlığı ile sorumlu olur.
2-Velisinin rızası ile aile haricinde yaşayan çocuk onlara karşı olan borçlarını ihlal etmemek üzere kazancını dilediği gibi sarfedebilir.Vesayet altındaki kimse kendi tasarrufuna bırakılan malları bizzat idare etmek hakkını haizdir.

d)Sınırlı ehliyetsizlerin temsil edilmesi:
Kanuni temsilcinin sınırlı ehliyetsizi temsil ederek yaptığı işlemlerle sınırlı ehliyetsiz hak elde eder ve borç altına girer.Ancak temyiz kudretine sahip  16 yaşında bulunan ve vesayet altındaki kimsenin mallarını idareye müteallik mühim tasarruflarda mümkün oldukça onun reyi alınır.Vesayet altında bulunan kişinin bu reyi vasiyi mesuliyetten kurtarmaz.

2-Hukuka aykırı fiillerinden sınırlı ehliyetsizlerin sorumluluğu:
Mümeyyiz küçük ve mahcurlar haksız fiillerinden mütevellit zarardan mes’uldurlar.Kusurun bir kişiye isnat edebilmesi bakımından temyiz kudretinin varlığı yeterli olduğu için sınırlı ehliyetsizler haksız fiillerinden ve borca aykırı davranışlarından dolayı doğan zararlardan sorumlu olurlar.Kanunda kusura sonuç bağlanan bütün durumlarda bu sonuç uygulama alanı bulacaktır.Yine sınırlı ehliyetsizlerin kusursuz sorumluluk hallerinde de doğan zararlardan sorumlu olacakları kuşkusuzdur.

d)Sınırlı ehliyetliler:

Bunlar kendilerine kanuni müşavir tayin edilmiş kimselerdir.M.K. bir kimsenin kısıtlanmasına yeterli sebep bulunmamakla birlikte yine de çıkarları için onun fiil ehliyetine bir sınırlama getirilmesi gerekiyorsa ona bir müşavir tayin edilmesini öngörmektedir.
Kanuni müşavir kanuni temsilci olmadığı için bu işlemleri tek başına yapamaz.İşlem gene kendisine müşavir tayin edilen kişi tarafından yapılır.Kanuni müşavir sadece bu işleme muvaffakiyet bildirmek hakkına sahiptir.Bu reyin alınmamış olması durumunda M.K. mad.379 da sayılan işlemin hukuki durumu kanuni temsilcinin iznini almadan bir sınırlı ehliyetsizin yaptığı borçlandırıcı işlemin durumu gibidir.
Kendisine idare müşaviri tayin edilenler ise malları üzerinde idare hakkından yoksun kalırlar.Yani malların yönetimi ile ilgili işlemler açısından kendisine müşavir tayin edilen kişi kısıtlanmış gibidir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder